SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

611 nolu Hadis’in İzahı:

 

Ebu Mes'ûd hadîsini Buhârî «Bed'ü'I-Halk» ve Mevâkîtü's-Salât» bahislerinde; Âişe hadîsini de mezkûr hadîsin sonunda rivayet ettiği gibi Ebu Dâvûd, Nesâî ve İbni Mâce dahî «Namaz» bahsinde tahrîc etmişlerdir.

 

Ebu Mes'ûd hadîsinde namazın yalnız sayısı bildirilmiş; vakitlerden bahsedilmemiş ise de namazın günde beş defa kılınması, onun ayrı ayrı beş vakitde kılınmış olmasını istilzam eder. Muhâtaplarca vakitler ma'lûm olduğu için Hz. Ebu Mes'ûd yalnız namazın sayısını bildirmekle iktifa etmişdir.

 

Hz. Mugîratü'bnü Şu'be hakkında: «Bir gün namazı geç kıldı...» denilmesi, bu işi âdet hâline getirmeyip bazen yaptığına işaret içindir. Benî Ümeyme hükümdarları bilhassa ikindiyi çok geç kılarlarmış. Velîd b. Utbe namazları Hz. Osman (Radiyallahû anh) zamanında vakit çıkdıkdan sonra kılarmış. Bu sebeple Hz. îbni Mes'ûd (Radiyallahû anh) kendisine inkâr ve ihtarda bulunurmuş. Hattâ Atâ'nın rivayetine göre Velîd bir defa Cum'â namazını akşam üzeri kıldırmış. Haccâc'ın âdeti de buymuş.

 

Ömer b. Abdilâzîz'e gelince: O, namazı ancak müstehâb olan vaktinden sonraya bırakmış; namazın vaktini geçirmemişdir. Hz. Ömer b. Abdilâzîz pek büyük bir zât olduğu için onun hakkında böyle bir îtikatda bulunmak doğru değildir. Hz. Urve'nin, ona ihtarda bulunması Cibril (Aleyhisselâm)'ın kıldırdığı faziletli vakitde kılmayıp biraz geciktiği içindir. îbni Abdilber: «Maksad onun müstehâb vakit çıkıncaya kadar namazı geciktirdiğini anlatmakdır; yoksa güneş kavuşuncaya kadar geciktirmiş değildir.» demişdir.

 

Buhârî 'nin rivayetinde Hz. Mugîra'nın Irak'da vali bulunduğu sıralarda namazı geciktirdiği bildirilmektedir. Müslim'in rivayetinde Irak yerine Küfe zikredilmişdir. Mamafih iki rivayet arasında münâfât yokdur. Çünkü Küfe, Irak şehirlerinden biridir.

 

Anlaşılıyor ki Hz. Ömer b. Abdilâzîz bir defa, ikindiyi geciktirmiş; kendisine Urve (Radiyallahû anh) ihtarda bulunmuş; bir de Mugîra İbnü Şu'be namaz vaktini biraz geciktirmiş; onu da Ebu Mes'ûd-u Ensârî (Radiyallahû anh) muâhaze etmişdir. Delilleri Cibrîl hadîsidir. Ömer ile Mü'gîra (Radiyallahû anhûma) 'nın namazı geciktirmeleri hususunda Nevevî: Bunlar yâ bu hadîsi duymamış yahut vakit çıkmamak şartı ile namazı bir parça geç kılmayı caiz görmüşlerdir. Nitekim bizim mezhebimiz ile cumhûr-u ulemânın mezhebi de budur...» diyor.

 

Hz. Mugîra'nın Ebu Mes'ûd'a ne cevap verdiği belli değildir. Zahire bakılırsa onun dediğine dönmüştür.

 

İbni İshâk'ın beyânına göre Cebrail (Aleyhisselâm) 'in namaz kılmak için gelişi Isrâ gecesinin ertesi günüdür.

 

Ebu Dâvûd ile Tirmizî 'nin ve diğer bâzı hadîs ulemâsının rivayet ettikleri İbni Abbâs hadîsi ile Cibrîl (Aleyhisselâm) 'in imam olduğunu gösteren daha başka hadîsler Hz. Cibrîl'in arka arkaya iki gün geldiğini; birinci gün namazları vakitlerinin evvellerinde, ikinci gün ise sonlarında kıldırdığını ifâde etmektedirler.

 

Kaadı İyâz, Cibril (Aleyhisselâm) 'in imam olduğunu kabule pek meyyal görünmemekde ve: «Anlaşılan Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cibril (Aleyhisselâm)'dan sonra kılmışdır.» demekde ise de babımızın birinci hadîsinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in :

 

«Cibril inerek bana İmam oldu...» buyurmuş olması Kaadı 'nın mezkûr te'vîlini reddetmektedir. Hadîsdeki: «Sonra o kılmış, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de (ona uyarak) namaz kılmışdı.» ifâdesi: «Cibril (Aleyhisselâm) namazın hangi cüz'ünü kılarsa, arkasından Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona tâbi oluyor; o da aynı şey'i yapıyordu.» ma'nâsına hamlolunur.

 

Nevevî diyor ki: «Sonra o kılmış, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'de (ona uyarak) namaz kılmışdı.» cümlesi bu şekilde beş def'â tekrârlaninışdır. Bunun ma'nâsı: Cibril (Aleyhisselâm) namazın hangi cüz'ünü kılarsa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'de onu kılardı. Her ikisinin namazı bu suretle tamam oldu; demekdir.»

 

Hz. Âişe hadîsinin bir rivayetinde :

 

«Güneş Âişe'nin odasında iken, oradan çıkmadan.», diğer bir rivayetinde :

 

«Güneş benim hücremde görünmekde iken», üçüncü bir rivâyetde:  «Güneş henüz Âişe'nin odasında iken; gölge yayılmadan.», diğer bir rivâyetde de :

 

«Güneş benim odama vurmakda iken kılardı.» denilmektedir.

 

Bu ta'bîrlerin hepsinden murâd Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ikindiyi vaktinin evvelinde kıldığını beyândır.

 

Yâni buradaki zuhurdan murâd yukarıya çıkmakdır. Hz. Âişe’nin odası dar ve alçak idi. Onun için güneş çabucak çekilir; görünmez olurdu. Gölgenin zuhurundan murâd: Odanın içine yayılmasıdır. Zuhur kelimesinin güneşe nisbetle odadan çıkmak, gölgeye nisbetle ise odanın içine yayılmak mânâsına gelmesi mânâ i'tibâri ile birbirine zıt değildir. Çünkü gölgenin yayılması ancak güneş çıkdıkdan sonra mümkün olur.